Oʻzbekcha-turkcha izohli lugʻat
Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат
Рафиев, Абдурозиқ; Ўзтурк, Тунжай; Ўзтурк, Юксал; Худойбердиев, Жўра; Мирҳаким, Мирсанжар; Билен, Исмоил; Айдўған, Танер; Аннаев, Аброр (1997). Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат. Tashkent: Ўзбек-турк лицейлари нашри / Özbek-Türk Liseleri Yayınları.
Большой узбекско-турецкий и турецко-узбекский толковый словарь. Ценен близостью языков, двунаправленностью и объяснениями; полезен для сравнительной тюркской лексикографии.
Алфавитный указатель
İlkel bir durumda yaşayan (insan, hayvan, bitki), vahşi.
YABANSIAlışılmamış bir durumda olan, garip, acayip, tuhaf.
YADYabancı.
YAD ETMEKAnmak.
YADİGARBir kimseyi veya bu olayı hatırlatan nesne (veya kişi).
YADIRGAMAKKendine yabancı gelen bir kimseye, duruma veya şeye alışamamak, ısınamamak.
YAFAKalın kabuklu, çekirdekli bir portakal türü.
YAFTAÜzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili herhangi bir bilgi veren yazılı kağı…
YAGʻBirleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına g…
YAGʻ DOKUVücutta yağ tabakalarını oluşturan doku.
YAGʻCIYağ çıkaran veya satan kimse.
YAGʻIDüşman, hasım.
YAGʻIRJuda iflos, isqirt.
YAGʻIRSırt, arka, iki kürek arası.
YAGʻIShHavadaki su buğusunun yoğunlaşması sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi.
YAGʻIZEsmer.
YAGʻMABirçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması, çapul talan.
YAGʻMAK(Yağmur, kar, dolu için) Gökten düşmek.
YAGʻMALAMAYağmalamak işi.
YAGʻMURAtmosferdeki su buğusunun yoğunlaşmasıyla oluşan ve yer yüzüne düşen yağışın sıvı durumun…
YAGONABirgina, yakka, yolgʻiz; birdan bir.
YAGʻRINTananing ikki yelka oraligʻidagi orqa qismi; kurak usti.
YAHNİKavrulmuş soğan ve salçayla pişirilen, sade veya sebzeli et yemeği.
YAHShİİyi, güzel, çok güzel.
YAHU"Hey, bana bak, baksana" anlamında.
YAHUDİHz. Musa dinine bağlı olan (kimse), Musevi.
YAHUTVeya, ya da.
YAKTibette, Asyanın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan, kılları uzun öküz tür…
YAKAGiysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü.
YAKACAKOdun, kömür, mazot gibi ısı sağlamak için yakılan madde, yakıt, mahrukat.
YAKALAMAKBir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak.
YAKAMOZGece denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı.
YAKARIShYakarmak işi veya biçimi.
YAKARMAKIsrarla istemek, yalvarmak, niyaz etmek.
YAKDILFikri, maqsadi bir, inoq, ahil, hamnafas.
YAKDILLIKHamnafaslik, ahillik, inoqlik, hamfikrlik.
YAKIBazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp vücudun bazı yerlerine ko…
YAKICIYakma özelliği olan, yakan.
YAKIN(Zamanda ve yerde) Az bir arayla ayrılmış olan.
YAKIN ChAGʻFransız İhtilali (1789) nden zamanımıza kadar olan süre.
YAKIN DOGʻUAkdenizin doğu kıyısındaki ülkelerle (Suriye, Mısır, Lübnan, İsrail) Ürdün'ün oluşturduğu…
YAKINMAK(Kına, yakı vb. ni) Vücudun bir yerine sürmek.
YAKINSAKTek bir noktaya doğru yönelen (ışınlar, çizgiler), mütekarip.
YAKIShIKUygunluk, yaraşma.
YAKIShIKLI(Erkek için) Güzel, gösterişli.
YAKIShMAKGüzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek.
YAKIShTIRMACAHerhangi bir sebeple ortaya atılan, uydurma (söz).
YAKITOdun, kömür, mazot gibi ısı sağlamak amacıyla yakılan madde, yakacak, mahrukat.
YAKKABir, bitta, yolgʻiz.
YAKKALAMOQBir oʻzini boshqalardan ajratib qoʻymoq, yolgʻiz qoldirmoq; ajratib tashlamoq, yolgʻizlam…