HAYOT jamgʻarmasining bepul milliy loyihasi
Tarjima

Oʻzbekcha-turkcha izohli lugʻat

Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат

Рафиев, Абдурозиқ; Ўзтурк, Тунжай; Ўзтурк, Юксал; Худойбердиев, Жўра; Мирҳаким, Мирсанжар; Билен, Исмоил; Айдўған, Танер; Аннаев, Аброр (1997). Ўзбекча-туркча ва туркча-ўзбекча изоҳли луғат. Tashkent: Ўзбек-турк лицейлари нашри / Özbek-Türk Liseleri Yayınları.

Большой узбекско-турецкий и турецко-узбекский толковый словарь. Ценен близостью языков, двунаправленностью и объяснениями; полезен для сравнительной тюркской лексикографии.

Alifbo koʻrsatkichi

Barchasi a b d e f g h i j k l m n o p q r s t u v x y z o g sh ch
SÜRAHİ

İçecek koymaya yarar, cam veya billur kap.

SÜRAT

Hız, hızlılık, çabukluk, ivinti.

SÜRATLE

Çabucak, çabuk, hızla.

SÜRATLİ

Çabuk hareketlenen, çabuk giden, çabuk işleyen, hızlı.

SÜRChMEK

Yürürken yanlış adım atıp dengesini bozmak.

SÜRE

Bir olayın başıyla sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet.

SÜRECh

Aralarında birlik olan veya belli bir düzen içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay v…

SÜREGʻEN

Ne kadar süreceği belli olmaksızın sürüp giden, müzmin, kronik.

SÜREKLİ

Kesintisiz olarak süren, devamlı.

SÜRELİ

Belirli aralıklarla yapılan, çıkan, mevcut, periyodik.

SÜRESİZ

Süresi belirli olmayan.

SÜREYYA

Ülker.

SÜRGÜ

Kapının kapanması için arkasına yatay olarak yerleştirilen demir veya ağaç kol, tırkaz, s…

SÜRGÜN

Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde otuttulan kimse.

SÜRME

Sürmek işi.

SÜRMEK

Yönetip yürütmek, kullanmak, sevk etmek.

SÜRPRİZ

Beklenmeyen ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen olay, beklenmedik olay.

SÜRREALİZM

Gerçek üstücülük.

SÜRTÜK

Vaktini çok gezerek geçiren, evinde oturmayan (kadın).

SÜRTÜNMEK

Geçerken değmek, sürünmek.

SÜRTÜShMEK

Birbirine sürtünmek.

SÜRTMEK

Bir şeyi bastırarak diğer bir şeyin üzerinden geçirmek.

SÜRUR

Sevinç.

SÜRYANİ

Samilerin, Arami kolunun doğu bölümünden olan bir Hristiyan topluluğu ve bu topluluktan o…

SÜS

Süslenmeye, süslemeye yarayan şey, bezek.

SÜSLEMEK

Birtakım katkılarla bir şeyin daha güzel, daha göz alıcı olmasını, daha hoş görünmesini s…

SÜSMEK

(Boynuzlu hayvan) Boynuzuyla vurmak, tos vurmak.

SÜT

Kadınların ve memeli dişi hayvanların beslemek için memelerinden gelen, besin değeri yüks…

SÜT ANNE

Bir çocuğun, annesinden başka, sütünü emmiş olduğu kadın.

SÜT BEYAZ

Bembeyaz, çok beyaz.

SÜT DİShİ

Bebeğin 5 veya 6 aylıkken çıkarmaya

SÜT KARDESh

Aynı kadından süt emmiş çocukların birbirine göre aldıkları ad.

SÜT KIRI

(At donu için) Beyaz renkte olan.

SÜT NİNE

Bebeğe süt vermek için parayla tutturulmuş kadın.

SÜTLACh

Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tür tatlı.

SÜTLİMAN

Durgun, dingin, sakin.

SÜTRE

Perde, örtü.

SÜTUN

Herhangi bir maddeden yapılan, üstünde sütun başlığı denilen çıkıntılı bir bölüm olan, ge…

SÜVARİ

Atlı.

SÜVARİLİK

Süvari olma durumu.

SÜVETER

Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen kazak.

SÜZÜLMEK

Süzmek işine konu olmak.

SÜZÜNTÜ

Bir sıvıyı süzerek elde edilen tortu.

SÜZGÜN

Biraz zayıflamış, güçsüzlenmiş.

SÜZGECh

Sıvıları süzmeye yarayan araç.

SÜZME

Süzmek işi.

SÜZMEK

Bir sıvıyı, içindeki katı maddelerden ayırmak için bez veya delikli bir kaptan geçirmek.

SAADET

Mutluluk, ongunluk, kut, mut.

SAAT

Bir günlük sürenin yirmi dörte birine eşit zaman parçası.

SAATChİ

Saat yapan, onaran veya satan kimse.